Açlık ve Tahakküm Altında (2)

Koşullarımızda, kâr peşinde koşmak dışında bizi bu hayata mecbur bırakan başka hiçbir şey yoktur. Mesela, insanları kent denen başa çıkılamaz, devasa yığınlara çeken ve onları, bahçesi ya da açık alanı bulunmayan dip köşe konutlara istifleyen, kardır. Sülfür dumanından zehirli bir bulutun bütün mahalleyi kaplamasını engelleyebilecek en sıradan önlemleri bile almayan, pırıl pırıl nehirleri pis lağımlara çeviren, kârdır. Ve zenginler hariç herkesi, en iyi ihtimalle anlam veremeyeceğimiz kadar dar ve sıkışık, en fenasıysa acınası sefaletlerini ifade edebilecek sözcük dahi bulunmayan itiş kakış evlerde yaşamaya mahkum eden, kârdır.

Bu muazzam ahmaklığa katlanmak zorunda olmamız, hakikâten akıl almaz bir vaziyet; hele de buna karşı elimizden gelen, yapılabilecek bir şeyler varken. İşçiler kâr öğüten bu sistemin bir parçası olduklarına, ne kadar fazla kâr edilirse, kendilerine o kadar yüksek maaş getirecek istihdam olanakları sağlanacağına, dolayısıyla tüm bu korkunç pisliğin, keşmekeşin ve modern uygarlığın yaşadığı yozlaşmanın, gelecekte sahip olacakları bolluğun habercisi olduğu safsatasına inanmayı bıraktıklarında, bu duruma daha fazla katlanmak zorunda kalmayacağız. Bolluk şöyle dursun, bunlar işçilerin köleliğine dair işaretlerdir. Kölelikten kurtulduklarında, haliyle her bireyin ve her ailenin düzgün koşullarda barınabilmesini; her çocuğun, ebeveyninin yaşadığı yerin yakınlarında bulunan bir bahçede oynayabilmesini; evlerin, doğayı bozup çirkinleştirmek bir yana, tüm incelikleri ve intizamlarıyla onu süsleyip zenginleştirecek yapılar olmasını talep edeceklerdir. Zira bu incelik ve intizam, olması gerektiği gibi uygulandığında yapılarda güzelleşmeyi beraberinde getirir. Tabii ki tüm bunlar, insanların, yani toplumun, doğru düzgün örgütlenmiş ve üretim araçlarını kendi ellerine almış olması anlamına gelir. Bu araçlar hiçbir bireyin mülkü değildir ve gerektiğinde herkes tarafından kullanılırlar. Bahsettiklerim, ancak bu koşullarda gerçekleşebilir. Başka koşullar altında, insanlar kendileri için şahsi servet biriktirmeye yönelecek ve böylece, hali hazırda gördüğümüz gibi toplumun ortak malları israf edilecek ve toplum kalıcı olarak sınıflara bölünecektir. Bu ise sürekli savaş ve israf demektir.

The Richest in 2023, Forbes

İnsanların toplumsal düzen içinde ortaklaşa yaşamasının ne kadar gerekli ya da arzu edilir olduğu hususunda, toplumsal yaşama yaklaşımlarımıza bağlı olarak farklılaşabiliriz. Kendi açımdan, birlikte çalıştığımız kişilerle aynı sofraya oturmanın nesinde bir sorun olduğunu anlamakta güçlük çekiyorum. Mesela değerli kitaplar, resimler veya etkileyici güzellikteki süs eşyaları ve diğer birçok şeyde olduğu üzere elimizdekileri bir araya getirmenin daha iyi olduğunu görebilmeliyiz. Bayswater’da ya da başka muhitlerde, zenginlerin kendileri için inşa ettirdikleri bayağı, bön ve tavşan inleri gibi dolambaçlı binaların rezilliğinden midemin bulandığı pek çok kez, kendimi geleceğin soylu, müşterek sarayının görüntüsüyle teselli ederim. Hiçbir malzemeden kaçınılmamış, kıymetli süslemeler cömertçe kullanılmış, özgür ve cesur halkın elinden çıkabilecek en güzel sanatta vücut bulmuş, zamanımızın ve geçmişin en asil düşünceleriyle canlılık kazanmış bir saray; özel teşebbüsün ne zarafette ne de dinçlikte yanına yaklaşabileceği, insana yaraşır bir mesken… Çünkü ancak kolektif düşünce ve kolektif yaşam, böylesi bir güzelliği doğuracak ilhamı yeşertebilir. Veyahut bunları gerçekleştirmek için gerekli olan beceri ve serbest zamanı, ancak kolektif bir yaşam ve düşünce sunabilir. Kendi payıma, böylesi bir yerde kitaplarımı okuyup dostlarımla buluşmayı bir zahmet olarak görmez, bilakis, bundan mutluluk duyardım. Ayrıca, duvarları adi alçıyla sıvanmış, aslında döşemelerini hiç de sevmediğim mobilyalarla tıka basa doldurulmuş bir evde, yalnızca benim olduğu için ya da oraya “evim” dediğim için yaşamanın, kendim için daha hayırlı olduğunu hiç sanmıyorum. Sıra dışı bir şey değil ama yine de söyleyeyim: Evim, yakınlık duyduğum, sevdiğim insanlarla bir arada olduğum yerdir.

Evinizde kullanışlı, faydalı olduğunu bilmediğiniz, güzel olduğuna inanmadığınız hiçbir şeyi tutmayın.

William Morris

Tabii ki bunlar, orta sınıftan birisi olarak benim görüşlerim. İşçi sınıfından biri, bahsettiğim müşterek sarayı paylaşmaktansa, ailesiyle birlikte yaşadığı o küçük ve acınası odacığına sahip olmanın daha iyi olduğunu düşünür mü, bilmem; bunu o işçinin kanaatine bırakıyorum. Yanıtı ise, hiç değilse bazen, mesela bir çamaşır gününde, işçinin mekân ve refah açısından kapana kısılmış olduğu gerçeği aklına düşüveren orta sınıfın hayal gücüne devrediyorum.

Yaşadığımız çevre meselesini bir kenara bırakmadan önce, muhtemel bir itirazı yanıtlamak isterim. Makinelerin, insanları görülmesi gereken işler arasında daha tekdüze ve itici olanlardan azade kılacak şekilde, özgürce kullanılmasından bahsetmiştim. Kimi eğitimli ve sanatçı ruhlu insanlara, makinelerin bilhassa sevimsiz geldiğinin farkındayım. Bu kişiler size, her yanınız makinelerle kuşatılmışken, çevrenizi güzelleştirmenin mümkün olmadığını söyleyeceklerdir. Ben pek de böyle düşünmüyorum. Bugün, yaşamın güzelliklerine zarar veren şey, makinelerin uşak yerine patron olmalarına izin vermemizdir. Başka bir ifadeyle, doğanın kudretini kontrol etme becerimizi insanları köleleştirmek için kullanmak ve bu arada, bu insanların hayatlarından çaldığımız mutluluğu gittikçe daha az umursamak, içine düştüğümüz korkunç suçun göstergeleridir.

The media’s the most powerful entity on earth. They have the power to make the innocent guilty and to make the guilty innocent, and that’s power. Because they control the mind of the masses. | Malcolm X

Yine de, sanatçıları teselli etmek için şunları söyleyebilirim: Samimi olarak inanıyorum ki toplumsal düzen, en başta makinelerin gerçekten faydalı amaçlara hizmet etmek üzere ciddi boyutlarda gelişmesine yol açacaktır, çünkü insanlar hala toplumu bir arada tutan gerekli işlerin başarıyla hallolması konusunda hevesli olacaklardır. Ancak bir süre sonra, geriye tahmin ettikleri kadar çok iş kalmadığını fark edecek ve tüm bu üretim meselesini tekrar gözden geçirmeye yetecek ölçüde serbest zamanları olacaktır. Eğer belli bir üretim alanında makineyle değil de, el emeğiyle çalışmanın işçi açısından daha keyifli, ürünler açısından da daha verimli olduğuna kanaat getirirlerse, muhakkak makineleri bir kenara koyacak, çünkü bunu yapabilir durumda olacaklardır. Şu an ise, bu mümkün değil, bu özgürlüğe sahip değiliz; kendi yarattığımız canavarlara esir düşmüş durumdayız.

Benim şöyle bir umudum var: Amacı, şu an olduğu gibi iş miktarını katlayarak artırmak değil de, toplumsal düzen kurulduğunda olacağı gibi, keyif dolu yaşamlar sürmek olan bir toplumda makinelerin özenle geliştirilmesi, hayatın basitleşmesini ve böylece makine kullanımının tekrardan sınırlanmasını sağlayacaktır.

Evet, insanca bir hayat için öne sürdüğüm talepler işte böyle. Özetlemek gerekirse; ilk olarak, sağlıklı bir beden; ikinci olarak, geçmişle, bugünle ve gelecekle barışık, faal bir zihin; üçüncü olarak, sağlıklı bir beden ve faal bir zihne uygun bir iş ve dördüncü olarak ise, üzerinde yaşayacağımız güzel bir dünya istiyorum.

(William Morris, How We Might Live)