Biz, aşağıda imzası bulunanlar, kapitalizmin çarklarını her daim yağlı ve işler tutma çabasıyla, çıkarları insanlardan ve gezegenden üstün tuttuğumuz bir dünyada yetişmiş tasarımcılarız. Zamanımızı ve enerjimizi, her geçen gün daha fazla, talep edilenin üretilmesi, kitlelerin sömürüsü, kaynakların tüketilmesi, çöp sahalarının doldurulması, havanın kirlenmesi, sömürgeleşmenin yaygınlaşması ve gezegenimizin başına gelen altıncı kitlesel tükeniş uğruna harcadık. Kimi türlerin konforlu ve mutlu hayatlar sürmesini sağlarken, diğerlerine zarar verdik; tasarımlarımız kimi zaman dışlamaya, yok etmeye ve ayrımcılığa hizmet etti.
Birçok eğitimci ve profesyonel tasarımcı bu ideolojinin izinden gidiyor; piyasalar bunu ödüllendiriyor; birbirinin taklidi işler ve sosyal medyadaki “beğeni” seli ise bunu perçinliyor. Bu yönde teşvik edilen tasarımcılar yetenek ve hayal güçlerini; hızlı giyim, hızlı arabalar, fast-food, kullan-at bardaklar, balonlu naylonlar ve sonu gelmeyen tek kullanımlık plastikler, stres çarkları, hazır mikrodalga yemekleri ve burun kılı alma makinelerinin satışına vakfediyor. Sağlıksız beden imgeleriyle diyetler; sosyal izolasyon ve depresyona yol açan ürün ve uygulamalar ile dengesiz gıda sistemleri pazarlıyor; yutulacak ilaçlar, tıklanacak içerikler, ardı arkası kesilemeyen kaydırmalar ve bunları sonsuzca tüketme arzusu satıyoruz. Evet, reklam işleriyle faturaları ödemek daha kolaydı ama pek çok tasarımcı, tasarımcılığın büyük ölçüde bundan ibaret olmasına izin verdi. Dünyanın tasarım anlayışı da böyle şekillendi.
Birçoğumuz bu tasarım anlayışından giderek daha çok rahatsızlık duymaya başladık. Bu yüzden neyi nasıl tasarladığımız konusunda büyük bir değişim için çağrıda bulunuyoruz. İklim değişikliği; sınıf, ırk ve cinsiyet temelli tahakkümlerden bağımsız değildir, artık yalnızca sürdürülebilirlik talebiyle yetinmeyip, mevcut olanı geri döndürecek ve iyileştirecek yeni sistemler yaratmamız gerekiyor.
Ne yapmalıyız?
Tasarım tarihini, süreçlerini ve tasarım etiğini incelemeli, sorgulamalı; yeni yaratıcılıklar, kaynaklar, işbirlikleri ve tasarım dilleri geliştirmeliyiz.
Sosyal adalet, iyileşme, ortak yaşam ve karşılıklı saygıya yönelik çalışmaları desteklemeliyiz.
Doğadan bağımsız olmadığımızı kavramalıyız; bizler karmaşık bir sistemin parçasıyız ve eylemlerimizi de bunun bilinciyle gerçekleştirmeliyiz.
Sömürücü ve sahiplenici olmayan türdeki sosyal-çevresel ilişkilerin hayata geçirilmesi, araştırılması ve birlikte inşası için daha kapsayıcı, anlayışlı, müdahil eylemlerle, sürdürülebilirliğin ötesinde bir zihinsel dönüşümle mesleğimizin önceliklerini tersine çevirmeliyiz.
Tasarımlarımız ve onların üretimi, dağıtımı ve kullanımı ile Dünya ve onun üzerindeki canlı yaşam arasındaki ilişkiyi yeniden tesis etmeliyiz.
Yeteneklerimizi insanlığın daha ekolojik bir medeniyet doğrultusunda iyileştirilmesine yöneltmeliyiz.
Tüm bu ilkelerin çokdisiplinli tasarım eğitimine de dahil edilmesi gerektiğine inanıyoruz,
Tasarımın tek bir hedefe indirgenmesine karşıyız, bu mümkün değildir. Ancak niyetimiz hayatı sıkıcılaştırmak da değil. Önerimiz, önceliklerimizin daha faydalı, verimli ve adil tasarım biçimleri yönünde dönüşmesidir.
1964’te, yeteneklerimizin daha iyi amaçlarla kullanılmasına yönelik ilk metin, yediden yetmişe 22 görsel iletişimci tarafından imzalandı. Bunu 1999 yılında, 33 tasarımcının imzaladığı, ilk çağrının yeniden düzenlenmiş versiyonu izledi ve 2014’te, manifestonun 50. yıldönümünde, tüm dünyadan 1600 tasarımcı First Things First (Önce Öncelikler) Manifestosu’na bağlılığını tazeledi. Gezegenimizdeki temel yaşam sistemlerinin süregelen tahribatıyla, bu mesaj daha da aciliyet kazanmıştır. Dünya Günü’nün 50. yıldönümünü kutlarken, geçmiş manifestoları daha büyük bir aciliyetle güncelliyoruz, zira iklim krizinin sonuçları gözümüzün önünde katlanarak artıyor. İklim konusunda derhal harekete geçmek zorundayız.
We, the undersigned, are designers who have been raised in a world in which we put profit over people and the planet in an attempt to grease the wheels of capitalism and keep the machine running. Our time and energy are increasingly used to manufacture demand, to exploit populations, to extract resources, to fill landfills, to pollute the air, to promote colonization, and to propel our planet’s sixth mass extinction. We have helped to create comfortable, happy lives for some of our species and allowed harm to others; our designs, at times, serve to exclude, eliminate, and discriminate.
Many design teachers and professionals perpetuate this ideology; the markets reward it; a tide of imitations and “likes” reinforces it. Encouraged in this direction, designers then apply their skills and imagination to sell fast fashion, fast cars, and fast food; disposable cups, bubble wrap, and unending amounts of single-use plastics; fidget spinners, microwave dinners, and nose hair trimmers. We market unhealthy body images and diets; products and apps that propagate social isolation and depression; the consumption of unbalanced food systems; we sell pills to pop, tiks to tok, and a scrolling feed that never stops… and then the desire to consume it all over again and again. Yes, commercial work has always paid the bills, but many designers have let it become, in large measure, what designers do. This, in turn, is how the world perceives design.
Many of us have grown increasingly uncomfortable with this view of design. Because of this, we call for a massive change in what and how designers design. Climate change is critically entangled with class, race, and gender-based dominance, we can no longer push merely for sustainability, but must create new systems that undo and heal what’s been done.
What We Must Do?
We must challenge and examine the histories, processes, and ethics of design and develop new creative skills, resources, collaborations, and languages of design.
We must support community-based efforts to advance and promote justice, healing, co-existence, and mutual respect.
We must understand that we are not outside of nature; we are a part of a complex system and our actions must reflect that knowledge.
We must reverse our profession’s priorities in favor of more inclusive, empathetic, and engaged forms of action — a mind-shift that goes beyond sustainability — towards regeneration, exploration, and co-creation of a non-exploitative, non-appropriative set of social-environmental relations.
We must commit to reconnecting design, manufacturing, distribution, and use of the things we design to the Earth — and all of its inhabitants.
We must direct our skills for the betterment of humanity towards a more ecological civilization.
We believe all of these principles should be integrated into multidisciplinary design education.
We acknowledge the complex and varied nature of designing, which has many possible uses and outcomes. We do not want to take any of the fun out of life. But we are proposing a reversal of priorities in favor of more useful, generative, and equitable forms of design.
In 1964, 22 visual communicators, young and old, signed the original call for our abilities to be valued. In 1999, 33 designers and commentators signed an updated version of First Things First published in magazines around the world, and the document attracted hundreds of signatures online. In 2014 – on the 50th anniversary of the manifesto – over 1600 designers across the world renewed their commitment to the manifesto.
With the ongoing destruction of essential living systems on our planet, this message has only grown more urgent. As we celebrate the 50th anniversary of Earth Day, we renew the previous manifestos with a greater sense of urgency as we see the compounded effects of our climate crisis unfold before us. It is imperative that we take climate action now.
