Gösteri Toplumunda Meta

Meta bir bütün olarak toplumun evrensel kategorisi haline geldiğinde ancak kendi sahici özü içinde anlaşılabilir. Meta ilişkilerinden doğan şeyleşme sadece bu bağlamda, hem toplumun nesnel evrimi için hem de insanların toplum karşısındaki tavırları için belirleyici önem kazanır. Meta ancak o zaman insanların bilinçlerinin, bu şeyleşmenin ifade bulduğu biçimlere boyun eğmesi açısından can alıcı bir önem taşıyabilir… Çalışma süreci rasyonelleştiği ve mekanikleştiği ölçüde emekçinin etkinliğinin aktifliğini giderek yitirmesi ve giderek daha çok seyre dayalı bir biçim alması yüzünden bu boyun eğme daha da büyür.

İnsan etkinliğinde akışkan halde var olan her şeyi kendi içine alan ve onları yaşanmış değerin negatifi olarak formüle edilmeleriyle biricik değer haline gelmiş nesneler olarak donmuş halde sahiplenen gösterinin bu temel hareketinde, eski düşmanımız metayı, oldukça karmaşık ve metafizik inceliklerle dolu olmasına rağmen ilk bakışta önemsiz ve apaçık bir şeymiş gibi görünmeyi çok iyi bilen metayı görürüz.

Duyumsal dünyanın üzerinde var olmasına rağmen kendini en mükemmel duyumsal olarak kabul ettiren bir imajlar seçkisinin bu duyumsal dünyanın yerine geçtiği gösteride tam anlamıyla gerçekleşen şey bu meta fetişizmi ilkesidir; “hem duyumsal şeyler hem de duyumüstü şeyler” tarafından toplumun tahakküm altına alınmasıdır.

Gösterinin görünür kıldığı hem var hem de yok olan dünya, yaşanmış her şey üzerinde hâkim olan meta dünyasıdır. Ve böylece meta dünyası olduğu gibi gösterilmiş olur, çünkü bu dünyanın hareketi, insanların birbirlerinden ve global ürünlerinden uzaklaşmalarıyla özdeştir.

Gösteri dilinin, övdüğü nesnelerden düzenlediği davranışlara kadar her seviyede uğradığı aleni nitelik kaybı, gerçekliği dışlayan gerçek üretimin temel özelliklerinden başka bir şeyin ifadesi değildir: Meta-biçimi tamamen kendisine eşittir, nicelin kategorisidir. Meta — biçiminin geliştirdiği şey nicel olandır ve meta — biçimi sadece nicel olanda gelişebilir.

Nitel olanı dışlayan bu gelişme, bir gelişme olarak nicel geçişe boyun eğer: Gösteri, bu gelişmenin kendi bolluk eşiğini aştığı anlamına gelir; bu şimdilik sadece birkaç noktada yerel olarak doğru olmasına rağmen metanın başlangıç referansı, yani Dünya’yı uluslararası bir pazar olarak bir araya getiren pratik hareketinin doğruladığı referans olan evrensel ölçekte şimdiden doğrudur.

Üretici güçlerin gelişmesi, insan gruplarının varoluş koşullarını ayakta kalma koşulları olarak kurmuş ve değişikliğe uğratmış ve bu koşulları yaygınlaştırmış bilinçsiz gerçek tarihti: İnsan gruplarının bütün girişimlerinin iktisadi temeli. Doğal bir ekonomide meta sektörü, ayakta kalmayı sağlayan bir artık değerin oluşturulmasıydı. Bağımsız üreticiler arasında çeşitli ürünlerin değişimi anlamına gelen meta üretimi, nicel hakikati hâlâ gizli olan marjinal bir iktisadi işleyişin içinde uzun süre zanaata dayalı kalabilmiştir. Bununla birlikte, meta üretimi büyük çaplı ticaretin ve sermaye birikiminin toplumsal koşullarıyla karşılaştığında ekonominin bütün hâkimiyetini ele geçirmiştir. Bu dönemde, ekonominin tamamı, bu fetih sırasında metanın kendini gösterdiği biçim haline gelmiştir: nicel bir gelişme süreci. İnsan emeğini meta — emeğe, yani, ücretli emeğe dönüştüren meta biçimindeki iktisadi gücün bu aralıksız yayılması sonuçta, birinci derecede önemli olan ayakta kalma sorununun şüphesiz hallolduğu,ancak bu sorunla her zaman karşılaşılabilecek şekilde — her seferinde kendini daha vahim olarak yeniden göstererek — hallolduğu bir bolluğa yığılma şeklinde varmıştır. İktisadi büyüme, toplumları, ayakta kalmaları için doğrudan doğruya mücadele etmelerini isteyen doğal baskıdan kurtarmıştır, ama bu noktada toplumlar kurtarıcılarından kurtulmayı başaramamışlardır. Metanın bağımsızlığı, hüküm sürdüğü ekonominin tamamına yayılmıştır. Ekonomi dünyayı değiştirir, ama onu sadece ekonomi dünyası haline getirir. İnsan emeğinin kendine yabancılaştığı sahte-doğa sonsuza dek insan emeğinin hizmetini talep eder ve bu hizmet, sadece kendisi tarafından yargılanmış ve bağışlanmış olarak, gerçekte toplumsal olarak meşru çabaların ve projelerin tamamını kendine hizmetçi kılar. Metaların, yani meta ilişkilerinin bolluğu ayakta kalma çabasındaki artıştan başka bir şey değildir.

Meta hâkimiyeti başlangıçta ekonomi üzerinde gizemli bir şekilde kendini göstermiştir; ekonomi de toplumsal yaşamın maddî temeli olarak, tanıdık ama yine de meçhul biri gibi fark edilmemiş ve anlaşılmamıştı. Somut metanın nadir ya da azınlıkta olduğu bir toplumda, meçhul bir güç adına konuşan tam yetkili aracı gibi kendini gösteren şey paranın bariz hâkimiyetidir. Sanayi devrimi, zanaattaki işbölümü ve dünya pazarına yönelik yoğun üretim ile birlikte meta, toplumsal yaşamı gerçekten işgal eden bir güç olarak fiilen ortaya çıktı. Hâkim bilim dalı ve tahakkümün bilimi olarak ekonomi politik bu dönemde oluştu.

Gösteri, metanın toplumsal yaşamı tümüyle işgal etmeyi başardığı andır. Görülebilir olan sadece metayla kurulan ilişki olmakla kalmaz, ondan başka bir şey de görülemez: Görülen dünya metanın dünyasıdır. Modern iktisadi üretim, diktatörlüğünü yaygın ve yoğun bir şekilde genişletmektedir. Sanayileşmede geri kalmış yerlerde, üretkenliğin gelişmesinde baş sırayı çeken bölgelerin dayattığı emperyalist tahakkümle ve birkaç gözde mal ile zaten egemendir. Bu gelişmiş bölgelerde, jeolojik meta tabakalarının sürekli olarak üst üste yığılması ile toplumsal alan istilâ edilmiştir. İkinci sanayi devriminin bu aşamasında, yabancılaşmış tüketim, kitleler için, yabancılaşmış üretime ilave bir görev haline gelir. Bu, bütün olarak toplam meta haline gelmiş olan bir toplumun satılık emeğinin tümüdür; döngünün sürmesi gerekir. Bunun yapılabilmesi için, bu toplam metanın, bir bütün olarak işleyen üretici güçlerden mutlak olarak ayrılmış, parçalanmış bireye parçalar halinde geri gelmesi gerekir. Uzmanlaşmış tahakküm biliminin uzmanlaşması gereken nokta burasıdır: Sürecin bütün seviyelerinin kendi kendini düzenlemesine bekçilik ederek sosyoloji, psikoteknik, sibernetik, göstergebilim v.s. halinde parçalara ayrılır.

Kapitalist birikimin ilkel aşamasında, “ekonomi politik” kendi işgücünü korumak için gerekli olan asgariyi elde etmek zorunda olan ‘işçi de sadece proleteri görür’ ve onu asla ‘boş vakitleriyle ve insanî yönüyle’ ele almaz; yönetici sınıfın düşüncelerinin bu durumu, metaların üretiminde varılan bolluk derecesi işçinin daha fazla katkısını gerektirir gerektirmez altüst olmuştur. Bu işçi, üretimin bütün örgütlenme ve denetim kipliklerinin açıkça ifade ettiği topyekün aşağılamadan ansızın temize çıkarak, kendisini her gün üretimin dışında bulur ve tüketici kisvesi altında son derece kibar davranılan bir yetişkin muamelesi görür. Bu durumda, meta hümanizmi işçinin “boş vakitlerinin ve insani yönünün” sorumluluğunu üzerine alır, bunun nedeni gayet açıktır, çünkü ekonomi politik bu alanları ekonomi politik olarak artık yönetebilir ve yönetmek zorundadır. Böylece “insanın bu tamamlanmış yadsınması” bütün insan varoluşunun sorumluluğunu üstlenir.

Gösteri, sürekli bir afyon savaşıdır; mallan metalar ile, kendi yasalarına göre giderek büyüyen ayakta kalma mücadelesini tatmin ile özdeşleştirmeyi insanlara kabul ettirmeyi hedefler. Fakat eğer tüketilebilir ayakta kalma mücadelesi sürekli büyüyen bir şey ise bunun nedeni ayakta kalmanın daima mahrumiyeti kapsıyor olmasıdır. Eğer giderek büyüyen ayakta kalma mücadelesinin ötesinde hiçbir şey yoksa, eğer bu büyümenin durabileceği hiçbir nokta yoksa, bunun nedeni bu büyümenin mahrumiyetin ötesinde olması değil, tam tersine zenginleşmiş mahrumiyet olmasıdır.

Modern endüstrinin hem en gelişmiş sektörü, hem de bu endüstrinin uygulamasını tam anlamıyla özetleyen model olan otomasyonla birlikte meta dünyasının şu çelişkinin üstesinden gelmesi gerekir: Emeği nesnel olarak ortadan kaldıran teknik donanım, aynı zamanda emeği meta olarak ve metanın yegâne kaynağı olarak korumak zorundadır. Otomasyonun ya da emeğin üretkenliğini artıracak her türlü daha makûl biçimin, toplum ölçeğinde gerekli toplumsal emek zamanını fiilen azaltmaması için yeni işler yaratmak zorunludur. Üçüncü sektör olan hizmet sektörü, dağıtım ordusunun saflarını sıklaştırır ve sürümdeki metalara methiyeler düzer; bu tür metalar için yapay ihtiyaçlar yaratmak üzere gereken fazladan emeğin örgütlenmesine uygun düşecek şekilde yedek güçleri seferber eder.

Değişim değeri ancak kullanım değerinin faili olarak oluşabilmişti, fakat kendi silahlarıyla sağladığı zafer kendi özerk hâkimiyetinin koşullarını yaratmıştı. Değişim değeri insanın kullandığı her şeyi seferber ederek ve İnsanî tatmin üzerinde tekel oluşturarak sonunda kullanımı yönlendirdi. Değişim süreci bütün olası kullanımlarla özdeşleşmiş ve onları kendi insafına mahkûm etmişti. Değişim değeri kullanım değerinin paralı askeriyken sonunda savaşı kendi çıkarı için yürütür hale gelir.

Kapitalist ekonominin değişmez ilkesi olan kullanım değerinin düşme eğilimi, büyüyen ayakta kalma savaşında yeni bir mahrumiyet biçimi geliştirir ki bu insanların büyük kısmının ücretli işçiler olarak bitip tükenmez bir çaba sürdürmeye katılımını gerektirdiğinden ve herkes ya bu mücadeleye boyun eğmek ya da ölmek gerektiğini bildiğinden eski dönemlerdeki kıtlıktan çok da uzak değildir. Genel olarak modern metaların tüketimindeki yanılsamanın kabul görmesinin gerçek temeli şu şantajdaki gerçekliktir: En kısıtlı biçimiyle (beslenme ve barınma) kullanım, sadece giderek büyüyen ayakta kalma mücadelesinin aldatıcı zenginliğine hapsolduğu ölçüde var olur. Gerçek tüketici, yanılsamaların tüketicisi haline gelir. Meta, bu fiilen gerçek yanılsamadır, gösteri ise onun genel tezahürüdür.

Değişim değerinde zımnî olarak yer alan kullanım değeri artık gösterinin tersyüz olmuş gerçekliğinde açıkça belirtilmek zorundadır, çünkü fiilî gerçekliği aşırı gelişmiş meta ekonomisi tarafından kemirilmiş ve sahte yaşamın sahte-doğrulanması zorunlu hale gelmiştir.

Gösteri paranın öteki yüzüdür: Bütün metaların soyut genel eşdeğeridir. Ama eğer para, genel eşdeğerliğin, yani eşsiz kullanımlı çok sayıdaki malın değişebilirlik özelliğinin temsilcisi olarak toplumu yönettiyse, gösteri, paranın gelişmiş modern tamamlayıcısıdır ve meta dünyasının bütünlüğü bütün toplumun olabileceği ve yapabileceği şeyin genel eşdeğeri olarak hep birlikte gösteride ortaya çıkar. Gösteri, sadece bakılan paradır, çünkü gösteride kullanımın bütünlüğünün yerine zaten soyut temsil bütünlüğü geçmiştir. Gösteri sadece sahte-kullanımın hizmetkârı değildir, bizzat kendisi yaşamın sahte-kullanımıdır.

İktisadi bolluk döneminde, toplumsal emeğin yoğunlaşmış sonucu görünür hale gelir ve bütün gerçeklik, artık kendi ürünü olan görünüşe boyun eğer. Sermaye artık üretim tarzını yönlendiren görünmez merkez değildir: Sermaye birikimi onu duyumsal nesneler halinde merkezin dışına kadar yayar. Toplumun bütün yayılma alanı sermayenin portresidir.

Özerk ekonominin zaferi, aynı zamanda onun yenilgisi de olmalıdır. Serbest bıraktığı güçler, eski toplumların değişmez temeli olan iktisadi zorunluluğu ortadan kaldırır. İktisadi zorunluluğun yerini sonsuz iktisadi gelişme zorunluluğu aldığında, kabaca kabul edilmiş olan insanın temel ihtiyaçlarının karşılanmasının yerine sadece kendi hâkimiyetini sürdürmenin sahte ihtiyacına indirgenen sahte ihtiyaçların kesintisiz imalâtı geçer. Fakat özerk ekonomi, farkında olmadan kendisine dayanan toplumsal bilinçdışından doğduğu ölçüde derindeki ihtiyaçtan ebediyen ayrı kalır. “Bilinçli olan her şey yıpranır. Bilinçdışı olan ise değişmeden kalır. Ancak bir kez serbest bırakıldığında o da yıkılıp gitmez mi?” (Freud).

Toplum, ekonomiye bağlı olduğunu fark ettiği anda, aslında ekonomi topluma bağlıdır. Egemen görünecek kadar büyümüş olan bu gizli güç de gücünü kaybetmiştir. İktisadi bağlamda o [nesne] ben [özne] haline gelmek zorundadır. Özne, toplumdan, yani bizzat toplum içinde yer alan mücadeleden başka bir yerde ortaya çıkamaz. Öznenin olası varoluşu, tarihin iktisadi temelinin ürünü ve üreticisi olarak ortaya çıkan sınıf mücadelelerinin sonuçlarına bağlıdır.

Arzu bilinci ve bilinç arzusu, olumsuz biçimi altında, sınıfların ortadan kalkmasını, yani işçilerin faaliyetlerinin her ânına doğrudan doğruya sahip olmalarını isteyen tasarı ile özdeştir. Bunun aksi, metanın kendi yarattığı bir dünyada kendini hayranlıkla seyrettiği gösteri toplumudur.

Guy Debord, Gösteri Toplumu (35 – 53) / The Society of the Spectacle | Kitap

Foto: NYC Times Square, Markus Hill / Kolaj: Today’s Homes (1956), Richard Hamilton. / Foto: Ode to Consumerism (2008) – Michelle Morley